Belirtili Nesne
esrarengim:

Sanki dünyana dışarı bakınca her şey su yüzüne çıkacak ya.
Sonra balık da su yüzüne çıkmış işte.
Sudan boğulacak gibi olmuş.
Suyu bırakmış, çıkmış.
Boğulurum sanmış,
Unutmuş.
Yüzdüğünü unutmuş.
Unutmuş işte;
Boğulacak sandığına muhtaçlığını, en çok.
Sonrası mı,
Sonra sudan çıkmış balığa dönmüş.
Sonrası malum, susuzluktan ölmüş.
                                                       -esrarengim-

esrarengim:

Sanki dünyana dışarı bakınca her şey su yüzüne çıkacak ya.

Sonra balık da su yüzüne çıkmış işte.

Sudan boğulacak gibi olmuş.

Suyu bırakmış, çıkmış.

Boğulurum sanmış,

Unutmuş.

Yüzdüğünü unutmuş.

Unutmuş işte;

Boğulacak sandığına muhtaçlığını, en çok.

Sonrası mı,

Sonra sudan çıkmış balığa dönmüş.

Sonrası malum, susuzluktan ölmüş.

                                                       -esrarengim-

sapatsy:

Marc Apers

Parçalanmış bir yüz bile, duygusundan saklanamaz çoğu zaman…

sapatsy:

Marc Apers

Parçalanmış bir yüz bile, duygusundan saklanamaz çoğu zaman…

esrarengim:

   Suyu fazla gelmiş, şımarmış da oyunlar oynarmış.
   Sudan beslendiği zamanlardan arta kalanlarda, kabarcıklar yapmış sıkıntısından. Gibi görünür kimi zaman.

   Suya yardım etmiş, üretmiş durmuş. 
   Sudan beslendiği zamanlardan arta kalanlarda, sudaki canlıların elinden tutmuş, besleyip korurmuş.Aslında su yosunları.

-esrarengim-

esrarengim:

   Suyu fazla gelmiş, şımarmış da oyunlar oynarmış.

   Sudan beslendiği zamanlardan arta kalanlarda, kabarcıklar yapmış sıkıntısından. Gibi görünür kimi zaman.


   Suya yardım etmiş, üretmiş durmuş.

   Sudan beslendiği zamanlardan arta kalanlarda, sudaki canlıların elinden tutmuş, besleyip korurmuş.Aslında su yosunları.


-esrarengim-

Bazen o ipin orada ne amaçla durduğunu anlamazsın.
Uçarken onu görmezsin ki.
Bir an, gördüğünde, olmamalı dersin.
Çünkü yaşadığın o müthiş heyecan,
Sana onsuz da orada aynen öylece durup gökyüzünden süzülebileceğini hissettirir.
O heyecana değerse, çöz o ipi. 
Olmasın.

Bazen o ipin orada ne amaçla durduğunu anlamazsın.

Uçarken onu görmezsin ki.

Bir an, gördüğünde, olmamalı dersin.

Çünkü yaşadığın o müthiş heyecan,

Sana onsuz da orada aynen öylece durup gökyüzünden süzülebileceğini hissettirir.

O heyecana değerse, çöz o ipi. 

Olmasın.

”Yalnızlık: öylesine içimize işlemiştir, bize öyle
içten dokunur ki, o anda orada olan, bizimle olan;
olmak isteyen; bizim de istediğimiz birinden bize
birini -bir başkasını- bulmasını ister.

Yalnızlık, en içimizdedir…”

Oruç Aruoba / Yürüme 
Su akışının sesi
ve dişi toprak kabuğu üzerine
yıldız ışığının düşüş sesi ve aşkın yayılma sesi
Ses, ses, sadece ses kalıcıdır.
Füruğ Ferruhzad (via kedidirokedi)
esrarengim:

Bir kilo pamuk mu daha ağır, bir kilo demir mi? 
Aynı ağırlıkta pamuk mu daha kırılgan, yoksa demir mi?
Bir kilo pamuk, hafif gelir. Çünkü pamuk, hayatın merkezi olan kendini hafife almasını bilir. Kendini hafife alır, hayatını hafif tutar ya, kırılmak nedir bilmez. Kopunca boş verir. En fazla boş kalır kopan yeri, hafifler.
Demir, bir parça da dursa, ağırdır. Çünkü hep, yük taşımaya adanmıştır hayatı. Yüklendikçe yükleri, ağırlaşır. Ağırlaştıkça, katılaşır durduğu yerde. Katılaştıkça kırılıverir kırılmaz görünen. 
Hafif diye el üstünde tuttuğumuz pamuğa hiçbir şey olmaz.
Parçalara ayrıldıkça kırılır demir. Koptuğu yerinden paslanır.
Oysa pamuk öyle mi. Kırılmaya kalkıp da bölünmüşse parçalarına, ayrıldığı yerden uçar gider yeni diyarlara. 
                                                                  -esrarengim-

esrarengim:

Bir kilo pamuk mu daha ağır, bir kilo demir mi? 

Aynı ağırlıkta pamuk mu daha kırılgan, yoksa demir mi?

Bir kilo pamuk, hafif gelir. Çünkü pamuk, hayatın merkezi olan kendini hafife almasını bilir. Kendini hafife alır, hayatını hafif tutar ya, kırılmak nedir bilmez. Kopunca boş verir. En fazla boş kalır kopan yeri, hafifler.

Demir, bir parça da dursa, ağırdır. Çünkü hep, yük taşımaya adanmıştır hayatı. Yüklendikçe yükleri, ağırlaşır. Ağırlaştıkça, katılaşır durduğu yerde. Katılaştıkça kırılıverir kırılmaz görünen.

Hafif diye el üstünde tuttuğumuz pamuğa hiçbir şey olmaz.

Parçalara ayrıldıkça kırılır demir. Koptuğu yerinden paslanır.

Oysa pamuk öyle mi. Kırılmaya kalkıp da bölünmüşse parçalarına, ayrıldığı yerden uçar gider yeni diyarlara. 

                                                                  -esrarengim-

esrarengim:

“İÇERİNİN YÜKÜNÜ TAŞIYAMADIĞINDAN DIŞARI TAŞAN KOLTUKLAR”

Tüm içeridekilere şahit olurmuş, koltuklar.
Hatta iç meseleleri de üzerilerinde yük misali taşımakta yokmuş üstlerine. 
İçeridekilerin yükleri çok olurmuş bazen; 
Gelir otururlarmış, koltuklara.
 İçeridekiler, iç meselelerini kendilerince halledemez olunca çoğalırmış yükler.
 Yüklerine yük katan içeridekileri taşımakta zorlanırmış koltuklar.
 Durumu gören içerisi, korkuya kapılırmış bazen,
Hatta içine kapanırmış üzüntüsünden.
Yükler konuşmazmış, ağırlaşırmış birer birer. 
Taşınamayacak olunca da taşarlarmış içeridekiler.
Bazen içeridekilerden önce iç meselelerin de dışarı çıktığı olurmuş. 
Duyarmış etraftaki kimseler, içerinin dışındakiler. 
Meseleler dışarı taşmaya başlayınca, koltuğun yükü azalacağına artarmış birden. 
İç meselelere dış müdahaleler geldikçe, içlenirlermiş birer birer.
Önce meseleler taşarmış dışarı, sonra koltuklar.
İçeridekiler dışarı olurmuş.
…
Dışarıdakiler, içeridekileri çoktan dışarı çıkmış bir dışarı kapısının kenarından içeriye eğilip bakınca, görmek isterlermiş olanları,
İçeridekileri dışarı taşıyan sebepleri.
Oysa bir dışarıdaki, içeriye eğilip baktığında her zaman göremezmiş içi.
Kendinin dışında kalan bir içeriyi görebilmek için;
 İçeri olmak gerekirmiş bazen; dışarı bakmak.
Dışarı, dışarı bakınca görürmüş.
…
Çünkü tüm içeridekilere şahit olurmuş, koltuklar.
Tüm yük koltuktaymış,
Taşıyamamış
Ayağı kırılmış.

                                         -esrarengim-

esrarengim:

“İÇERİNİN YÜKÜNÜ TAŞIYAMADIĞINDAN DIŞARI TAŞAN KOLTUKLAR”


Tüm içeridekilere şahit olurmuş, koltuklar.

Hatta iç meseleleri de üzerilerinde yük misali taşımakta yokmuş üstlerine.

İçeridekilerin yükleri çok olurmuş bazen;

Gelir otururlarmış, koltuklara.

İçeridekiler, iç meselelerini kendilerince halledemez olunca çoğalırmış yükler.

Yüklerine yük katan içeridekileri taşımakta zorlanırmış koltuklar.

Durumu gören içerisi, korkuya kapılırmış bazen,

Hatta içine kapanırmış üzüntüsünden.

Yükler konuşmazmış, ağırlaşırmış birer birer.

Taşınamayacak olunca da taşarlarmış içeridekiler.

Bazen içeridekilerden önce iç meselelerin de dışarı çıktığı olurmuş.

Duyarmış etraftaki kimseler, içerinin dışındakiler.

Meseleler dışarı taşmaya başlayınca, koltuğun yükü azalacağına artarmış birden.

İç meselelere dış müdahaleler geldikçe, içlenirlermiş birer birer.

Önce meseleler taşarmış dışarı, sonra koltuklar.

İçeridekiler dışarı olurmuş.

Dışarıdakiler, içeridekileri çoktan dışarı çıkmış bir dışarı kapısının kenarından içeriye eğilip bakınca, görmek isterlermiş olanları,

İçeridekileri dışarı taşıyan sebepleri.

Oysa bir dışarıdaki, içeriye eğilip baktığında her zaman göremezmiş içi.

Kendinin dışında kalan bir içeriyi görebilmek için;

İçeri olmak gerekirmiş bazen; dışarı bakmak.

Dışarı, dışarı bakınca görürmüş.

Çünkü tüm içeridekilere şahit olurmuş, koltuklar.

Tüm yük koltuktaymış,

Taşıyamamış

Ayağı kırılmış.



                                        -esrarengim-

Kuşlar iplerine bağlı,
ve ayrılmış semalarına küskün.

Kuşlar iplerine bağlı,

ve ayrılmış semalarına küskün.